Pazartesi, Mart 29th, 2010
the man on the train..
İstanbul”da erik çıktığını duyunca bi “ah!” dedi içim.
halbuki ben çilek daha çok severim ki.
burada hala muz,kivi yiyor,
hormonlu çileklere arkamı dönüp gidiyor olmak mı sızlattı derkene ..
bildim.
buldum.
ertelendim. erteledim.
—
en çok da,
belki de sana inat;
senin yapamadığını,
senin hayalini çalarak burdayım ya..
ama,
gene de tek sözünü bile duymadan,
onca unutmuşken iyi”n”i,güzeli”n”i,
sen duvarların arkasında,
ben dünyanın tam ortasındayken;
hala içimde bi yer sızlayabiliyor ya..
sözüm yok!
sana,olanlara,kalanlara,bitenlere,gidenlere,
“o”na.
“Ne zaman ki, ego baloncuklarımızı başka nefeslere ihtiyaç duymadan kendimiz şişiririz; ne zaman ki başka kanatları kırmadan kendi ruhumuzun kanadında uçabiliriz, ancak o zaman çocukluğumuzu kucağımızdan indirir ve büyürüz.”
~~ C.Dündar
hiç beklenmedik bi hüzün de.
niye,
neye,
kime.
gereksiz ya.
cidden.
müzik - teoman - çoban yıldızı fransızca hali | izlesene.com
Bu zamana kadar bunlar farketmedin mi diyebilirsiniz ama yok ben aslında hiç otobüse binmemişim İstanbul”da.
Sabah iş saatinde binip, akşam iş çıkında binmediysen ve de şöle bi 45 dakkalık yola gitmediyseniz; kendinizi İstanbul”da otobüse binmiş saymayın bence.
Çünkü binebilmek (1), otobüste ayakta durabilmek (2), inebilmek (3) toplamda 3 yeteneği birden gerektiriyor.
bi kere otobüs dediğin her durakta durmayabilir. [...]