çok iyi anlamak, çok iyi anlanmak.
hiç de fena olmaz.
o an saatin kaç olduğunu, havanın sıcaklık derecesini doğru tahmin edebiliyor olman seni diğerlerinden farklı, kader için şanslı yapmaz. sen öyle sanırsın belki ama bu da işe yaramaz.
çünkü senden tecrübelisi gelir; “ee napmışsın ki bugün” der geçer ve sen boş oturmuşa düşersin.
seninle beraber müdürün de aynı resme bakıp; “buydu galiba” der ama rakamın farklı olduğunu görünce gülümsemesinin kayan kıvrımından zılgıtı gene tek lokmalık senin önüne korlar. gülümser; geçersin. içinden.
unutmaya yer yok. gözünü yummaya da. ayaklar hep yürüyecek. durursan düşersin. ama aynı anda kafa da çalışıcak. yoksa düzen bu; seni mal* yapar.
ama anneler vardır. iy ki. .
şu sıralar dünyada çok garip şeyler birbirini kovalarken, havanın ısındığını en çok servisteki adamların çıkan takkelerinden farkettim.
etraftaysa, baharın tonları pek göze çarpmıyor, hissedilmiyor.
ya da en azından bana.
kaç zamandır yazamıyordum ya, bu hafta tüm duygularım gelip gidip yokladı, neredeyse beni. onu mahmurluğu, yormuşluğu bana bir beyaz sayfa daha açtıran.
her şey bir bir içime oturdu bu hafta. korkunun, daha çok çaresizliğin dibine vurdum bir beş dakika. neyse ki çıktım.
cesaretimi, istiyorum”un en baskın hali bir hareketlendirdi.
mutlu oldum. sevgi hissettim.
en azından bi müddet unutturuldu koşullar, nedenler, sonuçlar. çıkarıldı sanki tüm zırhlar.
iyiydi, daha da süper olabilirdi ki her şey; ta ki bencillik, düşüncesizlik bu derece somutlaşana dek.
öfkemi yuttum. sonra öfkemizi.
çok soğuktu.
dokundu mideme, karnıma, ellerime, ayaklarıma ama en çok kalbime oturdu.
hoş olmadı ya; kısacası.
olmadı.
-o-o-o-o-o-
uzun zamandır sessizim. ama şu sıra daha da bi suskun.
içime, önüme eğdim kafamı öylece.
bi masa, on küsür kitap, bi pencere,..
uzuncaa bi tarla sonra.. çorak; üç beş ağacı var belki.
akşam oluyor. ışık yanıyor.
gece oluyor. uyku geliyor.
sabah oluyor. biraz aydınlık,
ama..
manzara pek de değişmiyor.
kafamı kaldırıyorum bazen. sağıma, soluma bakıyorum.
sağlar mı, sağlimler mi diye.
ses yok.
dürtüyorum. soruyorum.
ses yok.
ben de biraz daha susturuluyorum o zaman.
camdan, uzaktaki üç beş ağaca bakıyorum,
masamın başına oturuyorum.
susuyorum.
ÖSYM! Bizi soğan gibi soyup, sap gibi sınava sokacağına; kendi bünyendeki adamları sıkı tutsaydın da, insan gibi sınava girseydik ya be!!
şu hayatta vedat milor olup, diyar diyar gezmek vardı. peh!